ÇOCUK VE DİN

ÇOCUK VE DİN
User Rating: 0 (0 votes)

Çocuk ve din arasında kurulmak istenen muhtemel her türlü ilişki her bakımdan narin ve naziktir.

Türkiye’deki bir çocuk gelişim merkezinde “Dünya Çocukları” isimli bir kültür dersi veriyordum. Sınıfta yalnızca iki öğrenci olduğu için çalıştığım merkez durumu kârsız bularak bir süre sonra dersi kapattı. Burada merkezi suçlamaktan ziyade, kanaatimce çocuklar için fayda sağlayacak böyle bir derse ilgi gösterilmemesinden üzüntü duydum. Ancak ders sonrasında da hem bu iki minik öğrencimle hem de onları derse getirip götüren anneleriyle yakın bir arkadaşlık kurup görüşmeye devam ettim.

Geçtiğimiz günlerde İzi ve annesi Rachael ile buluştum. Rachael, çocukta düşünce gelişimi ve kültür eğitimi konusularına oldukça önem veren bir kadın. Sohbetlerimiz de bu doğrultuda gelişiyor daha çok. UNESCO’nun “Çocuklar İçin Felsefe” temasıyla düzenlediği bir kapalı toplantıya katıldığımı bilen Rachael, orada duyduğum,öğrendiğim yeni şeyler olup olmadığını merakla sordu. Ben de bu toplantıda Türkiye’de çocuk kitapları yayınlayan 3 büyük yayın evinin temsilcileriyle tanışma fırsatı bulduğumu söyledim. Bu yayınevlerinden birisi muhafazakâr bir hayat görüşü benimseyip bunu kitaplarında da vurgulayan TİMAŞ yayınevi. Muhafazakârlık günümüzde bayağılaştırılmış ve içi boşaltılmış bir kavram. Ancak ben muhafazakâr sıfatını burada “değer koruyucu” olarak kullanıyorum.

Elimde ulaşabildiğimce son 5 yıl içinde basılmış her türden çocuk kitabı bulunmakta. Bunlardan 30 kadarı da TİMAŞ yayınlarına ait. Rachael’e, bu yayınevinin çocuklar için bir felsefe serisine de sahip olduğunu ve bu seriye de dünya görüşlerini alenen yansıttıklarını anlattım. Felsefe adı altında çocuklara din bilgileri vermenin ne kadar doğru olup olmadığını tartışmaya başladık.

Rachael, benimle çok ilham verici ve zekice bulduğum bir konuşma yaptı. Güzel kızı İzi’nin Musevi kültürünü evde, sokakta, insanların davranışlarında gördüğünü, kafasının bir köşesinde kavramaya ve anlamlandırmaya başladığını söyledi. Ancak Hanuka zamanının yaklaştığından -bu yıl 20 Aralık 2011 tarihindeydi- ve Musevi kültürü için oldukça özel ve önemli olan bu “Işık Bayramı”nı İzi’ye daha doğru ve derli topluca anlatabilmek için elinde yeterince kaynak olmamasından üzüntü duyduğundan bahsetti. Yurtdışından bu konu hakkında yazılan kitap siparişleri verdiğini ve heyecanla kitapları beklediklerini anlattı. Keşke TİMAŞ gibi bir yayınevinin Musevi kültürü üzerine de çocuklar için kapsamlıca yayınları olsaydı, dedi.

Rachael’e sanat dersleri verdiğim Fransız ve Hıristiyan olan Apolline, Cyprean ve Gabriel’i evlerinde ziyaret ettiğimde kitaplıklarında Fransızca ve İngilizce yazılmış çocuklar için yorumlanan İncil ve Hıristiyanlık öğretisi hakkında kitaplar gördüğümden ve kitapları alıp inceleme fırsatı bulduğumdan bahsettim. Aileleri çocuklarına Hıristiyan kültürünü öğretmek arzusunda olup bunu baştan savma bir biçimde değil; kutsal kitapları dışında, pedagojik bir yöntem izleyen ve çocuklar için yazılmış gerçek bir eğitim kaynağına başvurarak yapmak istiyorlardı. Apolline ve Cyprean Türkiye’de doğmuşlar, Gabriel Fransa’da doğup Türkiye’de büyümüştü ve üçünün de en iyi konuştuğu dil Türkçe’ydi. Onların da aileleri Türkiye’de Türkçe olarak çocuklar için Hıristiyan kültürü hakkında bilgi verecek çok fazla kitap bulamayıp yurtdışından kitap sipariş ettiklerini anlattı.

Tüm küçük arkadaşlarım şanslılardı ki içlerine doğdukları kültürü daha yakından tanıyabilecekleri kitaplara bambaşka ülkelerden dahi erişebiliyorlardı. Elbette bu kitaplara Türkçe erişememelerinin sebebi Türkiye’de sayıca “az” olmasalar da azınlıkta olmaları ve çevirmenliğin belki de gerçek manasıyla geniş bir çalışma sahasına sahip olmayıp elini bunlara uzatacak fırsatı olmamasıydı. Yahut aklımın ermediği bambaşka nedenler de olabilir.

Bu paylaşımlarımızın ardından Rachael ile TİMAŞ yayınlarının tam da bu bakımdan İslâm kültürü için önemli bir boşluk doldurduğu üzerine konuşmaya başladık.

Eve geldiğimde çocuklara İslâm kültürünü anlatmak üzere faydalanılabilecek diğer başka kaynakları da araştırmaya başladım ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı “Peygamberimi Öğreniyorum” kitabını 2. defa okudum. Belki hassas, nazik yahut zayıf bir kişiliğim olduğundan belki de bambaşka bir nedenden ötürü 25 yaşımda olmama rağmen kitapta geçen bazı ifadeleri dehşet verici buldum.

Örneğin, kitabın 2006 yılı 3. baskısının, “Yetim Muhammed” bölümünün 10. sayfasında “Biz cahiliye dönemini yaşamış insanlarız. Putlara tapar, çocuklarımızı öldürürdük.” ifadesi yer almakta ve alıntı yapılan şahsın sözde çocuğunu öldürme anı ve çocuğun son sözleri detaylıca anlatılmakta.

Felsefe eğitimim sırasında Paul Ballanfat ve Olivier Chartier’den çok severek takip ettiğim İslâm Felsefesi dersleri aldım. İslâm Kültürüne dair ufak ve iddiasız da olsa bir bakış açısı geliştirebildiğimi umuyorum.

Fikrimce ve kavrayabildiğim kadarıyla İslâmiyet evreni kucakladığı iddiasında olan bir sevgi dini. Cahiliye dönemi diye adlandırılan dönemde bu örnekteki gibi insan varlığını ve kıymetini hiçe sayacak bir çok olay yaşandığı, dünya tarihi kitaplarında anlatılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın denetiminden geçmiş bir kitapta böylesi bir maddi hata yapılmadığını düşünüyorum. Ancak bir çocuğa İslâm dinini öğretme hevesinde olan bir kitapta böyle dehşet verici bir ifadenin yer alması da bana doğru gelmiyor.  Fikrimce kitap “eskiden çocuklar öldürülürdü ancak İslâmiyet’le birlikte o topraklara ve dünyaya barış ve yaşam hakkı gelmiştir” mesajını vermek arzusunu güdüyordur. Ancak eğer çocuk kendisine anlatılanlar ışığında kafasında şekillendirdiğince ailesinin İslâm dinine yürekten bağlı olmadığını düşünürse, ailesinin de kendisini de öylesine cahilce ve hunharca öldüreceğini dahi düşünebilir. Bu durumda fikrim bana iki yol gösteriyor. Birincisi bu kitabın istemeden çocukları olumsuz etkilemeye imkan sağlayacak bir pedagojiyle yazıldığı, ikincisiyse kitapta belki de bir korkutma yöntemiyle çocukların İslâmiyet’in huzurlu ve dingin sularına davet edilmesi ve kitabın kasten çocukların psikolojisi olumsuz etkilemeye sebebiyet verecek bir pedagojik yaklaşımla yazılmış olduğudur.

Türk vatandaşlarının sahip oldukları “kimlik” kartlarında, herkesin mensup olduğu ve yeni doğmuş bebeklerin de mensup olacağı düşünülen “din” için ayrılmış bir hane var. Bende yazdığı gibi bir çok Türk vatandaşında da bu bölümde İslâm dini anılmış durumda. Yalnızca bu gerekçeyle dâhi olsa İslâm kültürünün bu coğrafyada yaşayan bir kimse tarafından öğrenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kaldı ki dinin “düzen”, “yöntem”, “âhenk” anlamlarına geldiği düşünüldüğünde herhangi bir ailenin de çocuğunu herhangi bir “din” ışığında yetiştirmesinde de bir sakınca görmüyorum. Ancak yöntemin gerçekten din kelimesinin manasına uygun şekilde  benimsenmiş olması gerekir, ve bu yöntem de çocuğun zihnini zorlayıp hayatını zorlaştıracak değil aksine önüne bir ışık açacak şekilde olmalıdır diye düşünüyorum.

TİMAŞ okuyabildiğim ve kavrayabildiğim kadarıyla dini yalnızca bir bilgi değil bir kültür meselesi olarak da görüp kitaplarının zeminine bir noktada bunu yerleştiriyor. Kitap serilerinde iddia ettikleri ve umdukları gibi “çocuklar için felsefe” eğitimine destek verecek bir zemin olmadığını düşünsem de din kültürü eğitiminde bu kitapların etkin bir kaynak olabileceğine inanıyorum.

Yorumlayabildiğim kadarıyla okullarda “din kültürü ve ahlâk bilgisi” adı altında bir “din pratiği” yahut en iyi ihtimalle bir “din bilgisi” dersi verilmekte. Oysaki isminde “kültür” ve “ahlâk” sözcükleri geçen bir ders pekâlâ bir “değerler ve etik” eğitimine zemin oluşturabilirdi. Bilgi edinmeksizin fikir edinmek elbette mümkün değil ancak bu noktada bilginin kaynağı, mahiyeti ve yöntemi de oldukça önem taşıyor.

Bu din kültürü ve ahlâk bilgisi derslerinde, didaktik kitaplar okumak yerine  TİMAŞ yahut başka bir yayınevinin hazırladığı kültür kitaplarının kullanılması dersin ismine hizmet ederdi diye düşünmekteyim.

Yahut dersin amacı gerçekten ve yalnızca bir İslâm dini pratiği ve/veya İslâm dini bilgisi vermekse de dersin ismini değiştirmek ortadaki çelişkiyi kaldırabilirdi. Ancak böyle bir eğitimin oldukça küçük yaşlardaki çocuklara verilmesinin, çocukların sorgulama yeteneklerine gölge düşüreceğini düşünmekteyim.

Fikirlerimin, olur da okuyucu bulursa, okuyucular için “çocuklar için din kültürü eğitimi” hususuna değinmek konusunda bir aracı olabileceğini umarım.

Dip Not: Lütfen bu yazımdan TİMAŞ yayıneviyle özel bir bağım ya da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kitap serisine karşı bir tavrım olduğu yahut bu iki kurum arasında bir çatışma gördüğüm manası çıkmasın.

Yazıyı çok sevdiğim arkadaşım Rachael ile olan sohbetimizden iyi bir düşünce hızı alarak herhangi başka bir kimseye de fikir verebilmesi adına kaleme aldım.

Ancak yazının içinde de mutlaka Diyanet İşleri Başkanlığı’nını yayınladığı “Peygamberimi Öğreniyorum” kitabını kıymet vererek, merakla ve özenle okumama rağmen kitapta geçen kimi ifadeleri fazlaca irdeleyerek dehşet verici bulduğumu açıkça belirtmek istedim.

Bu eleştirimin çıkış noktası -öyle olduğunu düşünmesem de- belki nazik, hassas, zayıf görülebilecek kişiliğim dolayısıyla ifadelerden fazlaca etkilenmem; belki de ailemin beni herhangi bir din değil ancak sorgulayıcı bir felsefi bakış ışığında yetiştirdiğinden kitabı tam olarak kuşatamamam, yahut çocukta düşünce gelişimi konusuyla ilgilenen bir kimse olarak kitabı fikrimce haklı olarak fazlaca irdelemem de olabilir.

Not: Özel hayatın gizliliğini korumak için bahsi geçen şahısların isimleri değiştirilmiştir.

 

By Ezgi
Merhaba! Ben Ezgi! Çocuklarda düşünce gelişimi üzerine çalışmalar yapmaktayım. Türkiye, Fransa ve Belçika’da sanat atölyeleri, çocuk gelişim merkezleri ve kültür vakıflarında asistan, eğitmen, danışman ve atölye lideri olarak görev aldım. 6 aydan 13 yaşa kadar olan çocuklarla oyun, sanat, bilim, kültür, felsefe ve yemek pişirme atölyeleri düzenledim. Ulusal ve uluslararası kültür, sanat, edebiyat ve sosyal bilimler dergilerinde yazarlık, çevirmenlik, redaktörlük ve editörlük görevlerinde bulundum. Şu anda profesyonel hayatımı reklamcı olarak sürdürüyorum. Çocuklarla ve büyüklerle yaptığım çalışmaları ise birbirine çok benzetiyorum çünkü ikisinde de adeta dünyayı yeni baştan yaratıyoruz! Bu blogda edindiğim tecrübeleri paylaşarak sizlere yeni fikirler vermeye çalışacağım. Yazdıklarımın bir çocuk gelişimcisi, pedagog,tıp uzmanı yahut anaokulu öğretmeninden ziyade bir çocuk felsefecisinin çocukta düşünce gelişime dair hayat ve oyun fikirleri olarak değerlendirilmesi daha doğru olur. Herhangi bir kimseye faydası olması dileğiyle, Sevgiler.

8 Comments

  1. berna zengin  /  26 Aralık 2011, 21:15 Reply

    merhaba ezgi hanım, yazınızı ilgiyle okudum. ben edebiyat öğretmeniyim. sahip olduğum pedagojik formasyon bilgilerime dayanarak kişisel görüşlerimi bildirmek istedim. öncelikle kitaplardaki nefret söylemleri çocukların psikolojisine olumsuz yönde etkileyecek biçimde fazlasıyla yer alıyor. bir eğitimci olarak bu durumdan son derece rahatsızım. bunun dışında bahsi geçen yayın evi konusunda haklı olduğunuzu düşünüyorum. sahip olunan ideolojik fikirlerin çocuk kitaplarında yer alması da çok yanlış. verdiğiniz örneklere gelince; kendi kişisel fikrimi söylemekte sakınca görmüyorum. ilkokulu bitirmemiş bir çocuğa ailenin kendi mensup olduğu din ile ilgili yoğun bilgilendirme, kültürleme vs. çok doğru bulmuyorum. bütün dinlerin genel olarak verdiği evrensel değerleri çocuğa -onun anlayacağı düzeyde elbette- öğretmek daha mantıklı. ilerleyen dönemlerde bütün dinler hakkında bilgilendirip istediğini tercih etmesini daha demokratik daha insancıl buluyorum. her aile çocuğunun kendi dinlerine mensup olmasını ister ama ben bunu doğal hak olarak görmüyorum. ebeveyn üstüne düşen vazifeleri yapmalı ancak onun tercihlerine saygı göstermeli, tercih yapmasına olanak vermeli herşeyden önce. ancak bu fikir insanlara ürkütücü geliyor maalesef. öncelikle insan olarak saygıyı hak ediyor çocuklarımız. tercih etme hakkına sahip olduklarını çok geç farkına varıyorlar ve ailelerin dayattığı hayatı yaşamak zorunda kalıyorlar. çocuklarımıza önce yaşama tercih etme hakkı bulmalıyız diye düşünüyorum.

  2. Ezgi  /  26 Aralık 2011, 22:35 Reply

    Berna Hanım,

    Nazik ve aydınlatıcı yorumunuza ne çok sevindim anlatamam.

    Sıkıntı fikrimce dinin bir kültür meselesi olarak görülmemesinden kaynaklanıyor. Aklı dünyayı fiziken kavrama derdinde olan bir çocuğa metafizik ögeleri dayatmak onu dogmalara itmekten öteye geçemiyor maalesef.

    Oysa dinin içindeki kutsal, metafizik ögeleri attığımızda elimizde bir düzen, bir felsefe, bir kültür kaldığı fikrindeyim. İşte içinde yaşadığı dünyayı, etrafında olup biteni anlamak isteyen çocuğa belki de anlatılması gereken budur.

    Elbette Musevi kültürünün içinde yaşayan çocuk evinde yanan mumların Hanuka zamanını ifade ettiğini, Hıristiyan kültürü içinde yaşayan bir çocuk Noel’de evdeki çam ağacının yeni bir yılı müjdelediğini, İslam kültürü içinde yaşayan bir çocuk orucun aç olan kimselerle empati kurma çabası olduğunu sorgulayarak öğrenebilir… Fikrimce bu bilinçler çocuğun dünyayı anlamasına fayda, zihnine zenginlik katar. Ancak ritüellerin arkasındaki sembolik hikayeler erkence anlatmanın çocuğun zihnini felç etmekten öteye geçemediğini düşünmekteyim.

    Çocuğa tercih hakkı sunabilmemiz için mutlaka seçeneklerini tanıtmamız ve yeni seçenekler bulabileceği kapılar açmamız gerekmekte.

    Descartes’ten bu konuda edindiğim kıymetli bir bilgiyse, özgürlüğün seçenekler arasında dilediğini seçmek yahut bir seçim yapıp yapmama kararı vermekten geçmediği. Seçimin söz konusu olduğu bir pozisyonda kalıp kalmama hakkına sahip olunmasıdır.

    Dış dünya “kimlik” kartına bir din hanesi koyuyorsa ve bunu doldur diyorsa, çocuk işte Descartes’in bahsettiği özgürlüğü hiç kazanamamış oluyor.

    Kıymetli vaktiniz ve ilginiz için tekrar teşekkürler. Sayenizde tartışmayı bir adım daha ilerletmiş olduk.

  3. Gamze Özdemir  /  19 Ocak 2012, 23:39 Reply

    Merhaba,

    Sitenize bugun rastladim ve inceleme firsati buldum. Din ve çocuk başlikli yazinizda ki objektif yaklaşimlarinizi mütebessim duygularla okudum.

    Ülkemizde çocuklara degerler egitimi, kultur, ahlak ve din gibi konularda destekleyici yayinlar son donemlerde geliserek cogaldi. Bahsettiginiz timas yayinevinin yani sira nesil cocuk, zambak yayinlari ve benim takip ettigim bir kac yazar cocuklar icin dini ve ahlaki yayinlar hazirliyor. Kitaplar gerek ilustrasyonlariyla gerekse icerik olarak hep müspet mesajlar vermeli. Cunku inanc tanima ve sevmeyle gelisen bir surec. Diyanet yayinlarina alternatif olarak Nurdan Damla’nin “365 Gunde sevgili peygamberim” kitabindan guzel geri bildirimler aldik. Bu kitabin ve bildigim bir kac eserin de ingilizce cevirileri var. Bu konuda ki gelismeler; henuz cogunlugun nufus cuzdaninda islam yazan bir ulkenin cocuklarinin islami inancini yapilandirma noktasinda cok yeniyken diger dinler icin kitap yazilmasi veya tercume edilmesi gibi bir acilim icin daha cok yol oldugunu dusunuyorum. Yurt disinda inceleme firsati buldugum Hristiyan ve Musevi cocuklar icin yazilmis kitaplarda oldukca neseli ve nitelikliydi. Bizim ulkemiz de ne iyi ki bir kac yayinevi ile daha yeni yeni bu alandaki ihtiyac hissedilmis ve bu eksiklik doldurulmaya calisiliyor…

    Belli bir dini benimsemis ailelerin en buyuk gorevlerinden birisi de cocugunu inanci geregi yetistirip, kendine ve yasadigi topluma ahlaki degerleriyle ornek olacak ve evrende ki külli iyilik ve güzellik nevilerinin ortaya cikmasina katkida bulunmasini saglamak olmalidir. Bu konuya deginip gunlugunuzde yer acmaniz unutulan ve/veya ötelenen olgulari hatirlatmaya vesile olacaktir.

    Hayirla kalin…

  4. Ezgi  /  20 Ocak 2012, 19:24 Reply

    Gamze Hanım,

    Kıymetli vaktiniz ve ilerletici yorumlarınız için teşekkür ederim. Din ve çocuk arasındaki ilişki gerçekten nazik. Mevzuyu bir değerler eğitimi olarak görerek çocuğa yeni ufuklar açmak da yahut tam tersine çocuğu dogmalara boğmak da pekala mümkün olabiliyor.

    Elbette kastım çocuğa değerler eğitimi vermenin tek yolunun bir din benimsetmek olduğu değil. Ancak bunun da yaygın bir yol olduğu muhakkak. Bir kimsenin tüm bir hayat görüşünü etkileyebilecek din olgusunu çocuğun zihninde doğru konumlandırmak kesinlikle çok önemli.

  5. benden bizden  /  31 Ocak 2012, 14:03 Reply

    Sitenizi inceledim ve bu yazı özellikle ilgimi çekti. Yazdıklarınıza katılıyorum ve inanın okul yaşı geldiğince çocuğumun beynine girecek herşeyden şimdiden çok korkuyorum. Benim edindiğim bilgiler de sizi destekler nitelikte. 12 yaşına kadar çocuğa evrensel değerleri öğretmeli -ki bu öğretim mümkünse pratik yaşamda uygulanmalı, 12 yaşından sonra ise daha özel konulara geçilmeli. 12 yaşına kadar sevgi, merhamet, iyilik yapmak gibi evrensel değerler üzerine yoğunlaşmalı.
    Din Kültürü kitabında yer alan bilgiler ya da Diyanet’in yayınları beni hiç tatmin etmiyor ve tespit ettiğiniz noktaların çok daha fazlasının var olduğunu düşünüyorum.
    Aslında bu işin temelinde çocuklarımızı birey olarak görmemek ve onları biz ne dersek yapmalarını beklediğimiz varlıklar olarak algılamak sorunu var bence. Buna bir de çevre baskısı eklenince çocuklarımızı asker gibi, tornadan çıkmış gibi yetiştirmek istiyoruz.
    Neyse, konuyu çok dağıttım sanırım. Sizinle karşılıklı sohbet edip görüş alışverişinde bulunmayı isterdim.
    Sevgiler..

  6. Ezgi  /  31 Ocak 2012, 20:17 Reply

    Merhaba,

    Rica ederim konuyu dağıtmayıp aksine ilerlettiniz fikrimce. Çocuğa din mefhumunun öğretilip öğretilmeyeceği önemli bir sorun, öğretilecekse de zamanı ve şekli de bir o kadar mühim.

    Uzun yüzyıllar boyunca çocuklar evrimleşmemiş insan olarak görülmüştür ve işin üzücü kısmıysa günümüzde de henüz yetişkin olmadıklarından belki de çocukların da dünyanın üyeleri olduğu gerçeğinin unutulması.

    Konuyu ben dağıtayım şöylesine ki, bana bu bakış açısını kazandıran kimse asker olan babamdır:)Esasen sahip olduğu disiplin ve düzen bakımından askerlik de iyi hayat pratikleri verebiliyor insana.Ancak tornadan çıkmış ifadenize tamamen katılıyorum:)

    Ben de sizinle görüş alışverişinde bulunmaktan memnuniyet duydum umarım devam edebiliriz buna.

    Sevgilerimle,

    Ezgi

  7. Oktay  /  26 Şubat 2012, 09:53 Reply

    Ezgi hanım yazınızı ilgiyle okudum.Neredeyse tamamını çok faydalı buldum.Çocuk doğduğunda İslam fıtratı üzerine doğar.Sonraki zamanlarda ailesinin ve çevresinin etkisiyle hristiyanlaşır ya da musevileşir ya da dine kayıtsız kalır ve ateist olur.Tüm dinlerin reforme edilmemiş halleri Allah katında değerlidir.Ve İslam dışındaki dinlerin kutsalları üzerinde bizzat o dinlerin müntesipleri oynamış ve ilahilikten uzaklaştırılmış olduğu artık malum.Daha geçen hafta AB deki parapolitikaları iflas etmiş ülkeler için Papa 16.Benedikt faizsiz yani İslam ekonomisinin belkemiği olan sistemi tavsiye etmedi mi?Şimdi burada aslolan ve son din İslamiyettir.Siz daha iyi bilirsiniz ki birden çok din olmasının temel sebeplerinden birisi önceki bozulduğu ve hakikatten uzaklaştığı içindir.Barnaba incilinde bu açıkça ifade edilmiştir.Hz İsa kendisinin beklenen son peygamberin müjdecisi olduğunu ifade etmiştir.Ve İslamdan başka hiçbir din SON olma iddiası taşımaz.Bu nedenle daha demokrat olsun diye çocuklarımıza 12 yaşına kadar İslamiyetin anlatılmaması yönteminin tuhaf olduğunu belirtirim.Ayrıca dinlerin metafiziği dünya yörüngeli değil ahiret yörüngelidir.Allah hesap görücüdür.Ben çocuğuma hristiyanlıktaki gibi günah çıkarmayı nasıl ve neden seçenekler arasında sunabilirim.Yani bırakayım çocuğum evrensel dinlerden istediğini seçsin!Yani bazı bireyler islamın derinliğinden uzak yetişmiş olabilir.Ancak bu demokratlık adına ya da özgürlük adına çocuğa din seçme hakkı tanıyıp da dezenformasyona uğramış dinlerin öğretilerini küçücük dimağlara yerleşmesine izin vermeleri katmerli yanlıştır.Çok uzattım kusura bakmayın.Hoşçabakın kendinize…

  8. Ezgi  /  26 Şubat 2012, 19:50 Reply

    Merhaba Oktay Bey,

    Metafizik öğelerin çocukların zihnini karıştırdığını ve yorduğunu düşünmekteyim.

    Yazıyı yazmaktaki amacım bu konu üzerine bir tartışma başlatabilmekti. Sizler de vakit ayırıp yorumlamışsınız ve tartışma konumuzu bir adım daha ilerletmişsiniz.

    Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>