ÇOCUK VE TEKNOLOJİ

ÇOCUK VE TEKNOLOJİ
User Rating: 5 (1 votes)

Daha 12 yaşında olmasına rağmen bir bilgisayar uygulaması yaratan Thomas Suarez tüm dünyayı şaşkınlığa düşürdü. Bu çok akıllı çocuğun başarısına imrenirken bir taraftan da “Nasıl olur?” diyerek şaşkınlığa kapıldık.Suarez’in de ifade ettiği gibi kendisine yöneltilen ilk soru “Peki, ama nasıl?” oluyor. İşte aklımızın doğası gereği almayacağı nokta da tam olarak bu.

Gözümüzün önünde 50 yaşındaki binlerce mühendisin geliştirdiği bir teknolojiyi yalnızca 12 yaşında tamamlayan bu çocuk insanları dehşete düşürüyor. Ancak bence kaçırılan nokta, 2012 yılında olduğumuz ve Suarez elindeki teknolojiyi, İsa’dan önceki insanlık tarihin bir çırpıda yok saysak dahi, en iyi ihtimalle 2000+12 senede geliştirdiği gerçeği. Kastım Suarez’in bu çalışmasının gerçek bir başarı olmadığı değil kesinlikle. Aksine Suarez başarılıdır ve her çocuk da benzer bir potansiyeli taşımaktadır diyorum.

Suarez’in bu programı geliştirmesine şaşırmayacak hatta kendilerinin de yapabileceğini düşünen kimseler de ancak çocuklardır sanırım. Bunu çok ileri görüşlü olup dünyayı çok iyi kuşattığımdan da değil, yalnızca bir kaç küçük arkadaşım olduğundan ve onlarla birlikte teknoloji üzerine sohbet etme fırsatı bulduğumdan söylüyorum. Bir kaç ay önce 3 yaşındaki Dora’yla birlikte zaman geçiriyorduk. Bana bilgisayarındaki bir oyun uygulamasını gösterip “Ne biçim yapmış bunu çocuk, çok saçma!”dedi. 3 yaşından itibaren kendi bilgisayarına sahip olan bir çocuğa göre bir başka çocuğun uygulama geliştirmesi hiç de şaşırtıcı bir durum değildi yani. Hatta ona kalırsa kendisi de benzeri bir oyun programı yaratabilecke potansiyeldeydi.

Bu anım bana çocukların ve büyüklerin teknolojiye farklı baktıklarını anlattı. Farklı bakış çocuklukta yahut büyüklükte değil. Çağda. Çağ içinde aldığımız pozisyonda. Çağ her ne kadar geniş bir aralığı işaret etse de içinde yaşadığımız çağı bazı zaman dilimlerine bölmek de pekâlâ mümkün. Bu konuda Fütürist Ufuk Tarhan’ın ufuk açıcı önerileri var. Hızlı gelişmeler gösteren çağımızı 20 yıllık dilimlere bölmemizi öğütlüyor. Böylelikle teknolojiye uyumun topluma nasıl yayıldığını gözlemlemenin mümkün olacağını belirtiyor. Tarhan’ın önerisindeki 20 yılık dilimlerde nerede konumlandığımızsa hangi dilim aralığında doğduğumuza göre saptanıyor. Bunun ardında önemli bir felsefe olduğuna inanıyorum. Bir kimse içinde yaşadığı çağı değil, temel olarak o çağdaki kendi gerçekliğini yaşıyor. 80 yaşındaki bir dedenin o çağdan algıladığı 20 yaşındaki torunundan çok farklı. Bu daha mı iyi daha mı kötü dersek cevap sorunun bize sorulduğu çağda nasıl konumlandığımıza göre değişir. Torunun dedeye geri kalmış yaftası yapıştırabileceği gibi, dede de torununu kökeninden kopuk ve uyumsuz olarak adlandırabilir.

Bir iyi bir de kötü teknoloji vardır diyebiliriz belki de.

Kötü teknoloji dünyayı bizim ayak uyduramayacağımız denli evrimleştiren ve bize soluklanacak alan bırakmayan bir teknoloji ki onu yakalamak için hızlı hareket etmeliyiz çünkü doğduğumuz andan itibaren geç kaldık. İyi teknolojiyse doğaya başkaldıran, onu denetim altına alabildiğimiz, dünyayı sıfır ve birlerden ibaret bize sunan, yalın bir teknoloji, onu biz yarattık.

Uygar dünyanın vatandaşları olarak kendimize ve çocuklara hangisini sunacağımız bizim elimizde. Şimdi kendimize samimiyetle soralım, 12 yaşında bir bilgisayar uygulaması geliştiren Thomas Suarez’den korkuyor muyuz, onu garipsiyor muyuz? Korkmayalım, garipsemeyelim! Suarez de elindekinde korkmuyor, doğal buluyor ve doğal bulmasını da kabulleniyor. Fütürist Ufuk Tarhan bu durumu şu sözleriyle açıklamış,“Çocuklar interneti normal hakları, zaten var olan bir kolaylık, araç olarak görüyor. Bizim için bile internetin artık sıradan bir kolaylık haline geldiği ortamda, 8-14 yaş grubunun bunu önemsememesi, interneti sıradan sayması garip değil.” Çocuklar büyülü bir iş yapmıyorlar aksine doğalarını yaşıyorlar. Asıl yapaylık ve korkunçluk çocuklara ister istemez tanıştıkları teknolojiyi nasıl kullanacaklarını öğretmekte ve hayal güçlerini sınırlandırmakta.

Peki, o halde ne yapmalı? Çocuğu hayal gücüyle başbaşa bırakmalı! Herkes teknolojinin kötü ve zehirli olduğunu düşünmüyor. Örneğin, Prof. Dr. Emine Zinnur Kılıç şöyle diyor: “Eski nesle göre dünyadan daha çok haberdar olan, bilgi kaynaklarına ulaşmayı daha iyi bilen, sosyalleşme olanakları daha fazla olan bireyler yetişiyor. Bu açıdan internetin ve bilgisayarın, çocukların gelişmesine önemli pozitif etkileri var.”

Çocuk doğası gereği saf, temiz ve masumdur, teknolojiyi kötüye kullanamayacak kadar masum. Çocuğu da teknolojiyi de zehirleyen biziz. Bilgisayarlara karmaşık kullanım kılavuzları yazan biziz. Oysa daha 3 yaşındaki Dora eline bir tablet bilgisayar aldığında nasıl kullanacağını zaten kendisi çözebiliyor. Elindeki bilgisayarı tanımaya çalıştığı dünyanın doğal bir nesnesi onun için. Ayakları üzerinde yürümeyi nasıl kendisi öğreniyorsa, etrafında konuşulan dili nasıl kendisi çözümlüyorsa teknolojiyi de öyle çözümlüyor ve öğreniyor çocuk. Biz çağımızın erişkin bireyleri, durumu anlamak istiyorsak işe kabullenmekle başlamalıyız.

Teknoloji bizim için yapay olarak öğrenilen, takip edebilmek için uzun saatler dersler alınan ve karmaşık bir olguyken, çağımızın ve geleceğin çocukları içlerine doğdukları dünyanın en doğal ve pratik öğesi olarak gördükleri teknolojiyle dost yaşayacaklar. Biz buna şaşıracağız, bunda bir sakınca da görmüyorum. Ancak kendimizi çağımıza yabancılaşmak bizi sonsuz yalnızlıklara itebilir. Kaçınmamız gereken de budur. Yaşadığımız şaşkınlığı doğal bir fenomen, dünyanın yerinde ve doğal işleyişi olarak görmek belki de bizi ferahlatacaktır.

 

By Ezgi
Merhaba! Ben Ezgi! Çocuklarda düşünce gelişimi üzerine çalışmalar yapmaktayım. Türkiye, Fransa ve Belçika’da sanat atölyeleri, çocuk gelişim merkezleri ve kültür vakıflarında asistan, eğitmen, danışman ve atölye lideri olarak görev aldım. 6 aydan 13 yaşa kadar olan çocuklarla oyun, sanat, bilim, kültür, felsefe ve yemek pişirme atölyeleri düzenledim. Ulusal ve uluslararası kültür, sanat, edebiyat ve sosyal bilimler dergilerinde yazarlık, çevirmenlik, redaktörlük ve editörlük görevlerinde bulundum. Şu anda profesyonel hayatımı reklamcı olarak sürdürüyorum. Çocuklarla ve büyüklerle yaptığım çalışmaları ise birbirine çok benzetiyorum çünkü ikisinde de adeta dünyayı yeni baştan yaratıyoruz! Bu blogda edindiğim tecrübeleri paylaşarak sizlere yeni fikirler vermeye çalışacağım. Yazdıklarımın bir çocuk gelişimcisi, pedagog,tıp uzmanı yahut anaokulu öğretmeninden ziyade bir çocuk felsefecisinin çocukta düşünce gelişime dair hayat ve oyun fikirleri olarak değerlendirilmesi daha doğru olur. Herhangi bir kimseye faydası olması dileğiyle, Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>