KOŞUYORUZ AMA NEREYE?

KOŞUYORUZ AMA NEREYE?
User Rating: 0 (0 votes)

Beyin felci her an her çocuğun tutulabileceği korkunç bir hastalık.

Hiç üzerime vazife değil ama Türkiye’nin gözde teknik üniversitelerinden birisinde 4 yıldır bazı mühendislik derslerini misafir öğrenci olarak takip ediyorum. Her seferinde sınıftaki öğrencilere de hayranlıkla bakıyorum! Bana tamamen yabancı, tamamen uzak ve hiçbir şey ifade etmeyen şeyleri bütünüyle anlıyor ve öğretmene tek bir soru sorma ihtiyacı dahi hissetmeden sınıfı terk ediyorlar. Bunlar ne kadar akıllı insanlardır, bu nasıl harika bir öğretmendir, bu nasıl muhteşem bir ortak dildir böyle.

Sonra bu üniversitede bir öğrenci kulübünün açtığı photoshop kursuna yazılıyorum. Sınıfta o üniversitenin öğrencisi 11 mühendis adayı ve felsefeci olan ben, toplamda 12 kişiyiz. Öğretmen oldukça hızlı bir şekilde dersi anlatıyor. Daha bilgisayarımdaki shift tuşunun (bilgisayarın sol alt köşesindeki yukarı ok şeklindeki tuş) yerini bulamayan ancak photoshop öğrenmeye hevesli olan ben öğretmenin her boş anını yakaladığımda anlamadığım her noktayı tek tek soruyorum. Sorularımdan sonra da sınıfta bir gülüşme hâkim oluyor. Bu da bilinmez mi, bu da sorulur mu canım? Hem herkes iyi işletim sistemlerine sahip bilgisayarları ve fareleriyle gelmişken ben photoshop programını zar zor çalıştıran, performansı düşük bir netbookla derse katılmış ve kırık touchpad üzerinden işlem yapmaya çalışıyorum. Bu halim ve sorularımla da derse neşe katıyorum. Ne güzel.

Dersin ilk yarısı bittiğinde öğretmen bilgisayarlarımızda yaptığımız işleri görmek istiyor. Üç boyutlu bir tasarım yapmaya çalışıyoruz. Dersin sonunda tasarımı tamamlayan tek kişinin ben olduğumu görüyoruz. Herkes şaşırıyor. Ama nasıl olur?

Nasıl olduğunu samimiyetle anlatayım. Yarış atı gibi koşturup duruyoruz bize gösterilen hedefe. Anaokulları bile mülakatla öğrenci alıyor. İyi bir anaokulu iyi bir ilkokula kabulün yolunu açıyor. O da iyi bir liseye giden yolun… İyi bir liseyse iyi bir üniversite demek… İşte yarışın en önde koşanlarından bu 11 öğrenci gözde teknik bir üniversiteyi kazanmışlar. Akıllı oldukları resmen onaylanmış, ki burada bir kinaye yoktur, akıllılardır da. Bu kimselerin kabul edemeyecekleri tek bir şey varsa o da başarısızlık. Başarıysa daha okulöncesi dönemde başlıyor ve sorulara önümüze sunulan şıklar arasından istenen cevabı bulmaktan geçiyor. Sınıfta el kaldırıp soru sormak konuyu anlamadığının bir onayıydı! Elini havaya kaldırmak kendini işaret etmek demek. “Hey, ben! İşte buradayım! Elimi kaldırıyorum. Çünkü anlamadım!” Evet, bu asla kabul edilemez.

Bana sorarsanız el kaldırmanın kabul edilememezliğinin temelinde öğrenciye devamlı hedefler koyan bir eğitim sistemi yatıyor. Şimdi içim acıyarak devletin yatırım yaptığı, eğitim verdiği, ülkemizi muhasır medeniyetler seviyesine çıkartacaklarına inanılan, müstakbel bilim adamları, bu geleceğin parlak mühendis adaylarını nasıl elbirliğiyle kendine güvensiz, soru sormaktan çekinen bireylere dönüştürdüğümüzü düşünüyorum.

Bu zeki insanların parlak beyinlerini başarı beklentileriyle felç edip sonunda hepsini içine boş bir klasör daha açtığı performanslı bilgisayarlarını kollarının altına alıp evinin yolunu tutmaya mahkûm ediyoruz. Hem de daha bilgisayarındaki tuşların yerini bilmeyen bir kız tüm teknik bilgisizliğiyle dandik bilgisayarlarında bir iş başarmanın saadetini yaşarken.

Buradan bir ders çıkmaz ama, yazık değil mi bu gençlere?

 

 

Tags:
By Ezgi
Merhaba! Ben Ezgi! Çocuklarda düşünce gelişimi üzerine çalışmalar yapmaktayım. Türkiye, Fransa ve Belçika’da sanat atölyeleri, çocuk gelişim merkezleri ve kültür vakıflarında asistan, eğitmen, danışman ve atölye lideri olarak görev aldım. 6 aydan 13 yaşa kadar olan çocuklarla oyun, sanat, bilim, kültür, felsefe ve yemek pişirme atölyeleri düzenledim. Ulusal ve uluslararası kültür, sanat, edebiyat ve sosyal bilimler dergilerinde yazarlık, çevirmenlik, redaktörlük ve editörlük görevlerinde bulundum. Şu anda profesyonel hayatımı reklamcı olarak sürdürüyorum. Çocuklarla ve büyüklerle yaptığım çalışmaları ise birbirine çok benzetiyorum çünkü ikisinde de adeta dünyayı yeni baştan yaratıyoruz! Bu blogda edindiğim tecrübeleri paylaşarak sizlere yeni fikirler vermeye çalışacağım. Yazdıklarımın bir çocuk gelişimcisi, pedagog,tıp uzmanı yahut anaokulu öğretmeninden ziyade bir çocuk felsefecisinin çocukta düşünce gelişime dair hayat ve oyun fikirleri olarak değerlendirilmesi daha doğru olur. Herhangi bir kimseye faydası olması dileğiyle, Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>