YEMEK SEÇEN AİLELER

YEMEK SEÇEN AİLELER
User Rating: 2.7 (1 votes)

Yemek seçen çocuk yoktur, yemek seçtiren aile vardır! 10 yaşıma gelene kadar yemek seçmek kavramından tamamen habersizdim. Bana öğretildiğine göre yemeği büyümek için yiyordum ve o kadar şanslıydım ki evimizde hep yemeğimiz vardı ve beni büyüten yemeklerin bazıları çok lezzetliydi. Dünyada benim kadar şanslı olmayan ve yiyecek yemek bulamayan çocuklar vardı.

Bu çocuklar hem çok yakında 1 sokak ötemizde, yemeğimizi paylaştığımız çocuklardı. Hem de çok uzakta, Afrika’da yaşayan çikolata rengi çocuklar… O çocuklar açlardı çünkü çocukların yemeklerini başka çocukların anneleri ve babaları yemişti.

Ancak yine de bazı insanlar kendi yemeklerini aç çocuklarla paylaşıyordu. Çocukların yemeklerini yiyen anne-babalar kötü kalplilerdi ama yemeklerini paylaşan insanlar iyi kalpli değillerdi, sadece insanlardı, yapmaları gerekeni yapıyorlardı. O kadar.

10 yaşımdayken Diyarbakır’dan İzmir’e taşındığımızda “yemek seçmek” kavramıyla tanıştım. Bir yemeği yemek için sevmek gerektiği yahut istediğim yemekleri yiyip istemediklerimi yememe hakkına sahip olabileceğim fikrini ilk defa duyduğumda ne kadar şaşırdığımı hala hatırlıyorum! İzmirli olan ailem İzmir’den uzakta bu kavramı unutmuştu belki. Sonra yaşadığımız diğer şehirlerde, Ankara’da ve İstanbul’da da çocuklar biliyordu yemek seçmeyi.

Ailem susuzluktan vücutları ödem toplamış ve göbekleri şişmiş, açlıktan kemikleri belli olan çocukların fotoğraflarını “etkileneyim” diye benden saklamadılar. Şükürcü insanlar da değiller hiç. Sadece bana dünyayı tanıtmaya çalıştılar. Belki ondan hiç yemek seçmedim.

Yine de Dünyada Yemek Seçen Çocuklar Var

Çocukların damak zevklerinin olması çok kıymetli ve güzel bir durum olmasına rağmen fiziki gelişimin en yüksek olduğu çocukluk döneminde sağlıksız ve dengesiz beslenmek korkunçtur. Özellikle aile “ne yapayım, çocuğum bu yemeği sevmiyor” cümlesinin ardına saklanıyorsa. Yapılacak şey basit, işe duyarlılık ve eğlence katmak!

Çalıştığım bir çocuk gelişim merkezinde atölyelere katılan çocuklara ara öğün veriyorduk. Ailelere atölyelerden önce çocuklarının alerjileri olan yiyecekler olup olmadığını soruyordum. Alerji bilgisinden ziyade çoğu aile “Aman Ezgi Hanım, benim kızım, oğlum kereviz yemez, bakla yemez, havuç yemez vs.vs.” diye uzayıp giden bir kara yemek listesi çıkartıyordu önüme. Hem de gururlanarak! Çoğu zaman da bu çocuklar kerevizden, bakladan ikinci bir tabak daha istiyor, dersten de ellerinde havuç kemirerek çıkıyorlardı.

Ben ne beslenme uzmanı ne pedagog ne doktor ne de anneyim. Yalnızca çocuklarla oynamayı bir parça da olsa biliyorum.

Sevmediği bir yemek olan çocuğa öncelikle şunu soruyorum;

Bu yemeği neden sevmiyorsun? Genellikle cevap “bilmiyorum” , “sevmiyorum işte” oluyor.

Bu durumda hemen “gel bakalım o zaman bu yemeği neden sevmediğini bir deney yaparak beraber keşfedelim” diyorum. Deney kelimesini duyan çocuk heyecanlanıyor tabii. Çünkü iş artık yemek yemekten çıkmış oluyor. İkimiz de ağzımıza yemekten birer lokma atıp gözlerimizi kapatarak duygularımızı dinliyoruz ve yemeği yerken ne hissettiğimizi anlamaya çalışıyoruz. Bu göz kapatma seansında ben bu yemeğin aslında gizli bir ajan olduğunu ve vücudumuzda özel bir yere gitmeyi amaçladığını söylüyorum. Mesela havuç gözlere gitmek istiyor. Gözlerin daha iyi görmesine yardım etmek istiyor. Ispanak, Temel Reis’in hikâyesindeki gibi kollara gidip güç yapıyor… Bu yöntemden çoğu zaman olumlu sonuçlar alıyorum.

Eğer çocuk yemeği sevmemesinin nedenini “tadı kötü” diye açıklıyorsa da, “Biliyor musun, ben de bu yemeği hiç sevmiyordum çünkü annemin, babamın tarifi hiç hoşuma gitmiyordu. Sonra bir arkadaşım bana çok güzel bir tarif öğretti ve onu deneğimde çok beğendim. Sen de denemek ister misin? İstersen sana çok güzel bir yemek tarifi verebilirim!” diyorum. Annesine, babasına bir şey öğretecek olmanın heyecanını duyan çocuk genellikle bunu kabul ediyor ve bu da çoğunlukla olumlu sonuçlanıyor.

Bu arada, sizce de bu çocuk biraz fazla zayıf değil mi? Belki de fazla yemek seçmiştir.

Eğer siz de yemeğinizi paylaşmak isterseniz www.unicef.org.tr adresine uğrayabilirsiniz.

 

By Ezgi
Merhaba! Ben Ezgi! Çocuklarda düşünce gelişimi üzerine çalışmalar yapmaktayım. Türkiye, Fransa ve Belçika’da sanat atölyeleri, çocuk gelişim merkezleri ve kültür vakıflarında asistan, eğitmen, danışman ve atölye lideri olarak görev aldım. 6 aydan 13 yaşa kadar olan çocuklarla oyun, sanat, bilim, kültür, felsefe ve yemek pişirme atölyeleri düzenledim. Ulusal ve uluslararası kültür, sanat, edebiyat ve sosyal bilimler dergilerinde yazarlık, çevirmenlik, redaktörlük ve editörlük görevlerinde bulundum. Şu anda profesyonel hayatımı reklamcı olarak sürdürüyorum. Çocuklarla ve büyüklerle yaptığım çalışmaları ise birbirine çok benzetiyorum çünkü ikisinde de adeta dünyayı yeni baştan yaratıyoruz! Bu blogda edindiğim tecrübeleri paylaşarak sizlere yeni fikirler vermeye çalışacağım. Yazdıklarımın bir çocuk gelişimcisi, pedagog,tıp uzmanı yahut anaokulu öğretmeninden ziyade bir çocuk felsefecisinin çocukta düşünce gelişime dair hayat ve oyun fikirleri olarak değerlendirilmesi daha doğru olur. Herhangi bir kimseye faydası olması dileğiyle, Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>